Haberler

Neler Yaptık?

TİKA- HOTON TÜRKLERİ KİTABI

 

 

‘KUTSAL BİR İNADI OLMAK’

 

Türklerin Anadolu’ya girişi olarak kabul edilen Malazgirt Savaşı’nın 1000. Yıldönümü olan 2071, bir vizyon olarak ortaya konunca ‘Orhun’dan Malazgirt’e Kutlu Yürüyüş Belgeseli’ yapma fikri ortaya çıktı. Bin yıllık sürede, hangi kültürel birlikteliğimizin, gelenek ve göreneklerimizin yaşatıldığının izini sürmeye karar verdik. Belgeselin, ilk bölümlerini çekmek için gittiğimiz Moğolistan’da ‘Hoton Türklerini çekme önerisi geldi. Daha önce hiç görmediğimiz, bilmediğimiz, haklarında yalnızca yazılan bir sempozyum bildirisinin bulunduğu, Hoton Türklerine gitmeye karar verdik.

Meşakkatli bir yolculuktan sonra ulaştığımız Tarialan’da bizi, ünlü Biye Biyelge dansıyla, çiçek bahçelerini üzerlerine giyinmiş masal kahramanları karşıladı. Sımsıcak bir ilgiyle, içten sarılmayla adeta bağırlarına bastılar. Bize, gurbete gitmiş kardeşleri gibi davrandılar, misafir ettiler. Hiç yabancılık çekmedik. Tarialan, adeta Anadolu’da bir kasabaydı. Bizim köylerden biriydi. Akrabalarımızı ziyarete gelmiş gibiydik…

Hikâyelerine karışıp, akıp gittik. Belki Kal-u Bela’dan tanıdık yüzler gördük.

‘Orhun’dan Malazgirt’e Kutlu Yürüyüş Belgeseli’ büyük beğeni kazandı. Ancak Hoton

Türkleri yüreğimize sanki bir ateş düşürmüştü. Bu kadar uzakta olup da yakında olmak nasıl bir duyguydu?

Bir kere daha anladım: Yakında olmak birlikte olmaya yetmediği gibi uzakta olmak ayrılmaya yetmiyordu…

Hoton Türkleri ile ilgili tarihe kayıt düşme fikri, TİKA Başkanı Sayın Dr. Serdar Çam Beyefendi’nin önerisiydi. Moğolistan’ın karlı dağlarında, sonu görünmeyen bozkırlarında, iç içe yaşadıkları kültür ve dinlerin arasında bir hazine gibi yüzyıllardır kendilerini saklamayı başarabilen Hoton Türkleri, kendilerine açılan bu pencereden dünyaya ilk kez “merhaba” diyecekti. Hazırlanacak belgesel ve kitap, onları adeta unutmuş olan dünyaya, varlıklarını hala koruduklarını yeninde hatırlatacaktı… Bu yıl daha farklı geleneklerine, adetlerine, üzerlerine titredikleri inançlarına tanık olacaktık.

Anadolu’nun göçerleri, Türkmen/Yörük geleneğini sürdüren insanlarıyla benzer adet ve gelenekleri yaşatmaya çalışan Hoton Türkleri, elbette ki soylu bir kültür müdafaası vermeye çalışıyor. Bize garip gelen: Erozyona uğramış inanış ve yaşam biçimi, onlar için var olma mücadelesinin anlamı… Bunun için ısrarla “Müslüman Türk” vurgusunu yapıyorlar. Bu vurgu, bizi biz eden manevi iklimin, millet kavramının nasıl kodlarımıza işlendiğinin en somut örneği.

Bu nedenle, ekonomik desteğin dışında kalan kültürel ve sosyal alanlarda yapılacak her türlü işbirliğinin ince eleyerek, sık dokunarak yapılması gerekiyor. Moğolistan’ın coğrafi şartları ne kadar çetin olursa olsun, yolculuk ne kadar yorucu olursa olsun, ‘ger’ içinde yaşamak ne kadar bilmediğimiz yaşam tarzı olursa olsun, bir kez daha anladık: Yalnızca hikâyelerini bilmediklerimize değil, bizden olana, kendini bizden sayana, bizim olana geç olmadan gitmek lazım.

Nuri Pakdil’in dediği gibi:

“Kutsal inadı olanlar gerekli

Bir kalbi daha olanlar gerekli…”

Kutsal inadı olanların, bir kalbi daha olanların yolu açık olsun.

Fehmi ÇALMUK

Gazeteci-Yazar

Author: